Açık Toplum Vakfı tarafından hazırlanan `Türkiye-AB İlişkisinin Müslüman Dünyadaki Yansımaları` adlı çalışmanın bir özeti olan bu makale, Türkiye-Avrupa ilişkilerinde son yıllarda katedilen yolun, Müslüman dünyanın AB`ye bakışını olumlu yönde değiştirdiğini ve Türkiye`yi idol ülke konumuna getirdiğini söylüyor.
YUSUF EL ŞERİF El Cezire Türkiye Temsilcisi
Prof. Dr. SAMİR SALHA Kocaeli Üniversitesi
Araplar ile Türkler arasındaki siyasi ve sosyal ilişkilerin kesilmesi Birinci Dünya Savaşı`nın ardından başlar. Arapların pek çoğu modern Türkiye`nin kurucusu olan Atatürk`ün, Türkiye`nin yönünü Batı`ya çevirmekle, dolayısıyla İslam ve Arap havzasından uzaklaştırdığını düşünmektedir. Türkiye`nin Batı ile entegrasyonunun ve Avrupa Birliği`ne katılmasının Arap basınında geleneksel olarak eleştirilmesinin ardında yatan temel neden budur. Türk-Arap ilişkilerinde en önemli dönüm noktası 2002`de Adalet ve Kalkınma Partisi`nin (AKP) iktidara gelmesi olmuştur. AK Parti hükümetinin AB üyeliği hedefi Arapların çoğunun Avrupa Birliği`ne bakışını değiştirerek, AB`yi İslam ümmetinin aleyhine çalışan Batılı Hıristiyan bir kulüp olarak nitelemekten vazgeçirmiş ve demokratik bir toplum olduğu düşüncesini benimsemelerini sağlamıştır.
AK Parti 2002 genel seçimlerinde iktidara geldiğinde Arap basını henüz bu partinin özelliklerini ve görüntüsünü tam olarak bilemiyordu.
Bir noktadan sonra bütün Arap basını AK Parti`ye takdirle ve ilgiyle bakmaya başlamış ve bu partiyi bölgedeki siyaset için başarılı bir örnek olarak kabul etmişti.
`Erdoğan ve Gül, Abdulrahman Wahid`in Endonezya`da iktidara geldikten sonra düşündürdüklerini düşündürtmektedir. Her ikisi de demokrasiden ve İslam`dan bahsetmektedirler. Bize de, Avrupa`daki Hıristiyan demokrasiler ayarında İslami bir demokrasinin de kurulabileceğine dair konuşma imkanı vermişlerdir`. (Hazim Saaghiyah, el-Hayat gazetesi, 20 Kasım 2002)
AK Parti milat oldu
2007 seçimlerini partinin yeniden ve daha yüksek bir oy oranı ile kazanıp iktidarını sağlamlaştırmasından sonra yorumlar daha çok ve güçlü bir şekilde gelmeye başladı. Bunda partinin dış politikada Arap dünyasına açılması, AB ile ilişki kurmadaki başarısı ve siyasi reformları uygulaması da önemli etkenler oldu. Partinin bölgedeki İslami partilere de önemli dersler vereceği ön görülmüştür. Bunların çoğu Arap dünyasındaki İslamcı gazeteci ve gözlemciler tarafından kaleme alınmış yorumlardır.
`Herhangi bir İslam ülkesinde İslamcıların iktidarın zirvesine gelmesine müsaade etmeyen Batı bile Türkiye örneğinde çaresiz kalmıştır. Zira Türkiye`deki İslami deneyim akılcı politikası sayesinde diğer İslam ülkelerinde yapılamayanı yaptı ve İslam ile demokrasiyi birleştirdi. `. (Mahmud al-Mubarak- Ilaf- 2007)
`Bu seçimlerin en büyük galibi demokratik rejimdir. Demokratik rejim her geçen gün güçlenmekte ve bu rejimde, kışlalar veya elçilikler değil, halkın kendisi iktidarın ve toplumdaki değişimin tek kaynağı haline gelmektedir. `Darısı bizim, Arap toplumlarının başına,` demek istiyoruz.` (Mohamed Nour El-Dine - el-Halic/Körfez- 2007 Türkiye ve Avrupa Birliği)
AB`yi uyardılar
Türkiye`nin 17 Aralık 2004 Brüksel zirvesinde elde etmiş olduğu başarı bütün İslam dünyasının gözlerini Türkiye`ye ve AB`ye çevirmesine sebep oldu. Takriben 200 basın görevlisi olayları yakından izlemek için zirveye katıldı. Arap basını bu olayla daha öncesinden ilgilenmeye başlamış ve Batı`ya mesajlar göndererek, Avrupa Birliği`ni müttefiki Türkiye`yi ikinci bir kez yüz üstü bırakmasına karşı da uyarmıştır. Çünkü bu durumun özelde Arap genelde ise bütün İslam dünyasına olumsuz etkileri olacaktı. İslam dünyası ile Batı arasında uzlaşı ve diyalog için önemli bir imtihan ve son umut olan AB zirvesinin yaklaşması beklentileri ve endişeleri arttırmış oldu.
Birçok yazar, Avrupa`nın yanlış karar almaması ve zirvede Türkiye ile ilgili bir kriz çıkmaması gerektiğini yazdı. Brüksel zirvesi sanki Türkiye ile görüşmelerin tarihini başlatmak için değil de, AB önünde İslam dünyasını temsil eden Türkiye üzerinden Avrupa`nın İslam dünyası ile olan konumunu belirleyecekmiş gibi algılandı.
`Bu durumda kazançlı çıkacakların başında radikal milliyetçi, gerici ve selefi İslamcı güçler gelmektedir. Onlar Türkiye`nin geri kalmış, yoksul, cahil ve radikal kalmasını istiyorlar. Bu yüzden bu güçler bu reddi bir yandan Avrupalılara ve dünyaya karşı nefreti körüklemek için kullanabilecekleri gibi, diğer yandan ilerici ve laik güçlere karşı gerici ve hatta kanlı söylemlerinin dozunu artırmak için de değerlendirebilirler. Yaklaşmakta olan bu tehlikeyi Avrupalıların çoğu anlayamıyor.` (Hamid Kashgouli, Uygar Diyalog, sayı: 995, 23.10.2004)
İlk defa hemen hemen bütün Arap yazarlar, İslamcısı, liberali, milliyetçisi Türkiye`nin AB sürecinde benzer bir duruş sergilemişlerdir. Onlara göre olay Avrupa`nın kararının, İslam dünyasının terör töhmetiyle yaralanan gururunu tedavi edip etmeyeceği ya da yeni bir krizin fitilinin ateşlenmesini, bölgedeki radikalizm ve şiddet hareketlerinin artmasını engelleyip, engellemeyeceği idi.
Brüksel kutlaması
17 Aralık 2004 Brüksel zirvesinin ertesi günü Türkiye`nin 2005`te AB ile üyelik görüşmelerine gecikmeksizin başlayacağı haberi birçok Arap gazetesinin ilk sayfasında yer almaktaydı. Arap dünyasında en çok izlenen el-Cezira ve el-Arabiyya haber kanalları konu ile ilgili çok geniş haberler yapmışlardı. Bu durum o tarihten sonraki İslamcı ve Arap milliyetçisi yazarların Avrupa Birliği`ne bakışlarında da olumlu değişikler yapmıştır. Türkiye`nin AB üyeliğine yaklaşması Arap rejimlerini de olumlu etkileyebilir ve buradaki demokrasileri güçlendirebilir. Çünkü Türkiye, Avrupa Birliği`ne üye olduğunda AB`nin sınırları Irak`a ve Suriye`ye kadar uzanmış olacaktır.
Avrupalı siyasetçilerin Türkiye`nin üyeliğine karşı tavırları, açık bir şekilde o siyasetçilerin Arap kamuoyu nezdindeki imajını şekillendirmektedir: `Obama`nın Türkiye`nin AB üyeliğini, Türkiye kültürü ve jeostratejik önemli konumu ve etkin dış siyaseti ile Avrupa için bir zenginlik olacaktır, sözleri ile desteklemesi onun azametini gösterirken, Türkiye`nin AB üyeliğine karşı çıkan Sarkozy ise bu tavrıyla cüceleşmektedir`. (Yasser Abu Hilale, Ürdün el-Gad gazetesi, 7 Nisan 2009)
Resmi tavır ikircikli
Bu olumlu atmosfer içindeki Arap basını karşısında bir de resmi Arap söylemi vardır. Bu rejimler, ne kadar demokratik reformlar yaparsa yapsın veya insan hakları sicilini ne kadar düzeltirse düzeltsin AB`nin Türkiye`ye kapılarını kapatacağı beklentisi içindeydi.
Onlara göre demokrasi denilen şey Batı`nın bir komplosudur ve bundan maksat devletleri bölmek veya kimlikleri parçalamaktır. Resmi yayın organlarına göre Türkiye kendisine söylenenleri yapmakla mükellef olacak ama karşılığında AB`ye üyelik hakkını elde edemeyecekti. Bu nedenle 17 Aralık 2004 kararı resmi Arap medyasını hazırlıksız yakalamış ve olayın resmi düzeyde yorumu ancak gecikmeyle yapılmıştır.
Ancak, Türkiye aralarında Kıbrıs Rum kesiminin de olduğu on yeni üyeyi de içine alan Ek Gümrük Birliği Protokolünü imzalamasına rağmen limanlarına Kıbrıs Rum kesiminin gemilerine açmayı kabul etmeyince iki taraf arasında ilişkilerde problemler ortaya çıkmaya başladı. Diğer yandan Avrupa Birliği de Kıbrıs Türk kesiminin izolasyonunu sonlandıracaklarına dair verdikleri sözü görmezlikten geldiler. 2004 Brüksel zirvesi ile görülen rüyanın seraba dönüşebileceği ortaya çıktı. Arap basını bu noktada hiç tereddüt etmeksizin eleştiri oklarını AB`ye çevirdi. Merkel`in ve Sarkozy`nin açıklamalarını çifte standartlık, sözünde durmama ve Brüksel`de Türkiye`ye verilen vaade ihanet olarak değerlendirdi.
Bu süreçte Türkiye`nin Ortadoğu ve İslam dünyasındaki etki ve nüfuz alanı genişlemekteydi. Ankara Filistin davasında rol oynamaya başladı. Türkiye`nin himayesinde Suriye ve İsrail gizli ve doğrudan olmayan barış görüşmeleri yürüttüklerini duyurdular. Ankara, Tahran`ın nükleer dosyası konusunda İran ile Avrupa görüşlerini yakınlaştırma çabası içine girdi. Afganistan Başkanı Hamit Karzai ile Pakistan Başkanı Pervez Müşerref arasında uzlaşma sağlamak için de çaba sarfetti. Saddam Hüseyin rejiminin yıkılışından sonra yapılan ilk seçimlere girmeleri konusunda Irak`taki Sünni Arapların ikna edilmesinde de Türkiye`nin büyük katkısı oldu. Bu arada Arap basınında AB`ye güvenilemeyeceği de yeniden yazılmaya başlamıştır. Burada değinilmesi gereken önemli bir husus da, Arap basınının Türkiye`ye bugünkü bakışının, AB ile on yıl önce yaşadığı krizde gösterdiği bakıştan çok farklı olmasıdır. Zira bugün Arap basını, İslamcısı ile solcusu ile ve hatta milliyetçisi ile Türkiye`den yana olmuştur. Bugün on yıl öncesinde olduğu gibi, Türkiye`yi hafife alan, onu Ab`nin peşinden koşmakla suçlayan ve bu uğurda her şeyini feda ettiği için kınayan bir Arap basını yoktur.
Osmanlı`ya özlem
29 Ocak 2009 Davos zirvesinde Türkiye`nin performansı karşısında Arap hayranlığı tavan yaptı. Bazıları yeniden Araplarla Türkleri birleştirmeye bir fırsat verme adına yeniden Osmanlı dönemine dönmek gerektiğini iddia ettiler: `Gerçekten insan Osmanlı`nın gücünün ve azametinin geri gelmesini istiyor. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan`ın duruşu gerçekten bizleri mutlu etmiş ve aynı tarihe, kültüre ve dine ait olduğumuz için bizleri onurlandırmıştır.` (Hind as-Sibai el Idrisi, Arap Times - 30 Ocak 2009)
`Amerika`nın Irak işgaline karşı Erdoğan Amerikan güçlerinin Türkiye topraklarından Irak`ın kuzeyine geçişine karşı çıkmıştır. Oysa Arap toprakları ve semaları işgal güçlerine karşı açık bulunmaktaydı! İsrail`in Gazze`ye saldırdığı ilk günden beri Türkiye`nin tavrı Arapça konuşan ve Arap olduğunu söyleyen birçok kimsenin duruşundan `daha Arap` olmuştur. Temenniler gerçekleşecek olsa bazıların aklına, Arap ulusunu içine düştükleri aşağılanmışlıktan kurtaracak Erdoğan`ın liderliğini yaptığı metoda bağlı, yeni `İslam halifeliği` adıyla Osmanlı devletinin dönmesi gelirdi.` (Osmanlıların Dönüşü, Ahmed Zaidan, er-Re`y, 31 Ocak 2009)
Barack Obama`nın 6 Nisan 2009`daki ziyareti de Türkiye`nin Ortadoğu ve İslam dünyasındaki yükselen yıldızını kullanma amaçlıydı. Ve bu bölgede gerilemekte olan Amerika`nın görüntüsünü iyileştirmeyi hedefliyordu. `Obama, Erdoğan`ın Türkiye`sinin Amerika`ya hayır dediği yerden İslam dünyasına seslendi. Birçok Amerikancı Müslüman ilk ziyaret şerefinin kendilerine bahşedilmesini arzu ediyordu. Ancak Obama bu ziyareti avucundakine değil kendisine rakip olana bahşetti.` (Obama - Erdoğan ve Demokrasinin Gücü, Yaser Ebu Hilale, Ürdün el-Gad gazetesi, 8 Nisan 2009)
Türk diziler revaçta
Son yıllarda ortaya çıkmış olan büyük Arap Türk yakınlaşması, Arapların Türkiye`yi daha yakından tanıma arzu ve merakını artırmıştır. Bu merak ve yakınlaşma sonucu Arap kanalları son üç yılda Türkiye`de üretilmiş bütün dizileri satın alıp, dublaj yaptı ve ekrana getirdi. Bunun sonucu olarak Arap kamuoyunda eskiden yabancı, hatta düşman ve İsrail dostu bir ülke olarak görülen Türkiye, dost ve kardeş ve Arap davalarında Arapların yanında yer alan bir ülke haline gelmiştir.
Bugünü ve Arap kamuoyunun Türkiye`nin Avrupa Birliği sürecine bugünkü bakışını özetlememiz gerekirse, şunu söyleyebiliriz, Arap basının geneli Türkiye`nin uygulamakta olduğu reformları takdir etmektedirler ve Türkiye`nin hayata geçirdiği siyasi reformların Türkiye`yi bir Hıristiyan ülkesi yapmadığının ve Müslüman Türk halkının kimliğini bozmadığının farkındadırlar. Buna karşı Arap basını Avrupa Birliği`ne güvenmediğini de saklamıyor. Türkiye`nin üyeliği konusunda Avrupa Birliği`ni ağırdan almak ve oyalamakla suçluyor. Şunu da vurgulamak gerekir ki, Arapların büyük bir bölümü hala Avrupa Birliği`nin tutumu yüzünden her hangi bir vakitte Türkiye`nin Avrupa birliğine üye olabileceğine inanmamaktadır.
Son olarak değinmek gerekir ki, Türk Arap ilişkilerinin düzelmesi ve Türkiye`nin dış siyasetteki performansı, son üç senede Türkiye`nin istenilen Avrupa reformlarını yerine getirmede gösterdiği gevşekliği tenkit eden makalelere baskın gelmiştir. Zira bu konuda hiç bir Arap yorumuna rastlayamadık. Belki de bunun sebebi yazılan makalelerin Türkiye`nin Avrupa Birliği sürecini ve üyeliğini destekler mahiyette olmasıdır. Makaleler Türkiye`nin birlik dışında kalması halinde Türkiye`nin kaybeden ülke olmayacağını vurgulamaktadır. Çünkü Türkiye siyasi ve ekonomik olarak çok büyük ve önemli bir kalkınma sağlamıştır ve Ortadoğu`nun kucağı Türkiye`ye her zaman açıktır.
|